独立艺术家,共享艺术世界。
关于我们联系我们Instagram
绘画

Çöl Aşıkları

12.000 ₺
材质与技法
加那瓦的 ⁇ 酸 ⁇ 和混合技术
尺寸
70x100x3
年份
2026
签名
销售状态
在售
咨询此作品 →
信用卡
此作品暂不支持信用卡付款。
作品介绍

Fısıldayan Eserler Müzesi
Bölüm 1: Çöl Aşıkları
Bir gece uykumdan uyandım ama gözlerim hâlâ kapalıydı; işte o an, bana görünür oldun. Rengin şeker pembeydi. Kendimi bir makinist koltuğunda oturmuş, gülümseyerek vagona binecek yolculara seslenirken buldum:
“Hayal Lokomotifi’ne hoş geldin. Lütfen ağır yüklerini peronda bırak, çünkü bu yolculukta onlara ihtiyacın olmayacak.”
Sadeleş… Ne kadar sadeleşirsen o kadar iyi. Bu yolculukta sana, gündelik hayatın içinde görünmeyen deneyimleri görünür kılabilirsem ne mutlu bana. Hazırsan, şimdi sana iyi gelen renk hangisiyse o vagona geç ve istediğin yere otur. Merak etme, herkese yer var. Oturduğun yerde, mümkünse gözlerini kapat ve sadece bekle.
Hiç eski bir radyoda frekans aradın mı? Hani o yuvarlak düğmeyi biraz sağa, biraz sola çevirirdik de cızırtılar arasından bir anda o ses tertemiz geliverirdi… Zihnimiz de tıpkı böyledir. Günün içinde yapmamız gerekenler, yetişeceğimiz yerler ve zihnimizden geçen onlarca düşünce aynı anda konuşur. Frekanslar birbirine karışır. İşte bu yüzden bazen yavaşlamak, hatta durmak gerekir. Bırak tren kendi ritminde aksın, sen sadece bir soluklan. Çünkü ruhun özgün sesleri, ancak bu bilinçli sessizlikte duyulur. Ben buna “akışa bağlanmak” diyorum.
Burada olduğuna göre sanata aşinasın; belki bir sanatçı, belki de bir sanatseversin. Kim olursan ol, şu an bu vagonda benimle olduğun için çok memnunum. Bugün seninle, Çöl Aşıkları’nın hikâyesini paylaşacağım.
Önce ilhamın zihnime düştüğü o ilk anı anlatmalıyım. Instagram’da yaşam tarzıyla vizyonumu genişleten genç bir kadın var. O gün katıldığı bir düğün için, o ana kadar gördüğüm en şık elbiselerden birini giymişti. Turuncu ve pembe kumaşlardan tasarlanan bu elbisenin detayları öyle zarifti ki beni bir anda masal diyarlarına taşıdı. Bir güzelliğin bende yarattığı hazzı yaşamak için ona sahip olmam gerekmez; hissettirdikleri zaten bana aittir. O görsellere bakıp hayaller kurmak adına birkaç fotoğrafın ekran görüntüsünü alıp klasörledim. Beni asıl cezbeden, turuncu ile pembe arasındaki o kusursuz uyumdu. Bu, bir uyumdan da öte, adeta tutkulu bir aşka benziyordu; hatta zihnimde direkt Klimt’in Öpücük tablosu canlandı.
Genelde eserlerimde renklerin yanı sıra dokular, figürler ve farklı detaylar da hikâyenin ipuçlarını taşır. Ama bu kez hikâyeyi yalnızca iki rengin anlatacağı bir eser fikri doğdu içimde.
O sırada önümde iki seçenek vardı. Biri henüz hiç çalışılmamış, altın rengi çerçevesiyle beni cezbeden kare bir tuval; diğeri ise daha önce üzerine bir eser yaptığım ama artık dönüştürmeye karar verdiğim dikdörtgen bir tuvaldi. İkisini yan yana koyup karşılarına geçtim. Hangisini seçmek istiyorlardı? Pembe ve turuncuya sorup bekledim. Kendi adıma seçimlerinin kare tuvalden yana olacağını düşünüyordum. Ama hayır, onlar dikdörtgeni seçmişti. “Tamam,” dedim, tuvali alıp çalışma odama götürdüm.
Resimlerimi genellikle tek kişilik bir yatağın üzerinde yapıyorum. Şövalem de var elbet, fakat omurgamdaki fıtıklar düz ve yatay bir zeminde çok daha rahat ediyor. Ben de bu bedensel rahatlığa uyum sağlıyorum. Tuvali çalışacağım alana bırakıp boyalarımın başına geçtim. İşte yaratım sürecinin en sevdiğim anı: Renkleri seçmek.
Ben aslında renklere aşığım. Resim yapmaktan ziyade, renklerle dans etmeyi seviyorum. Fırça tuvalin üzerinde kayarken ben de buz pistinde kayıyorum. Bazen de bulutlardan aşağı sarkan salıncaklarda sallanıyorum.
Önümde turuncular ve pembeler vardı; henüz ne çöl vardı, ne ufuk, ne de Çöl Aşıkları’nın adı… Sadece renkler ve onların bana anlatacaklarını duymak için sabırla bekleyen bir ‘ben’ vardım.
Turuncu ve pembenin birbirini daha da belirgin kılacağı tonları seçip boyalarımı tuvalin yanına bıraktım. Eserlerimde farklı araçlar kullanmayı, akrilik boyanın yanına mixed media dokuları eklemeyi çok seviyorum. Eseri sadece seyretmek değil, ona dokunmak, hissetmek istiyorum. Hatta bu yüzden sergilere gittiğimde, beni kendine çeken eserlere dokunmamak için kendimi zor tutarım.
Tuvalde, daha önceki çalışmamdan kalan, rölyef pasta ve spatulayla oluşturduğum eski bir doku vardı. Önceki eserin de yeni hikâyeye bir katkısı olsun, aralardan hafifçe hissedilsin istiyordum. Bunun için sünger kullanmaya karar verdim. Evet, bildiğin bulaşık süngeri. Ve o an geldi. Tuvali hafifçe ıslattım ve renkleri süngerle yüzeye taşımaya başladım. İlk olarak turuncudan başladım. Yaşadığım coğrafyada, ömrümce sadece fotoğraflarda rastladığım büyüleyici gün batımlarına şahit oluyorum. Bu yüzden turuncu, zihnimde hep bir gün batımı olarak canlanır. Yapım aşamasında sık sık eserin karşısına geçer, bana anlatmak istediği hikâyeyi duymaya özen gösteririm. Bazen tabloya başlarken yukarıda olmasını planladığım bölüm yön değiştirip aşağıya geçer ve beni şaşırtır. Fakat bu sefer turuncu yukarıda kalmak konusunda kararlıydı.
Ben de alt kısmı pembelerle boyamaya başladım. Eserin rölyef dokusu tam da bu bölümdeydi. Geçmişin izlerine saygı duyarak, o dokuyu fazlaca kaybetmeden boyayı yedirdim. Turuncunun ve pembenin tonlarını, içime sinen o dengeyi yakalayana kadar açtım, koyulaştırdım. Sonra tabloyu duvara asıp karşısına uzandım ve seyre koyuldum.
İşte eserin kendi hikâyesini bana fısıldamaya başladığı anlar bunlardır. Bu süreç bazen birkaç dakika, bazen saatler, bazen de günler sürebilir. Asla zorlamam; ona karşı her zaman nazik ve saygılı davranırım. Ara sıra fotoğrafını çekip küçük ölçekteki hâline de bakarım. Çünkü bazen uzaktan bakınca fark edilmeyen detaylar, küçücük bir ekranda birden beliriverir. Tıpkı mimaride bir vaziyet planına kuşbakışı bakmak gibi…
Nitekim üstteki turuncu kısım ufuk ve gün batımıydı; alttaki pembe kısımsa bana uçsuz bucaksız bir çölü anımsattı. Şimdi içinden, “Pembe çöl mü olur?” diyebilirsin. Ben de sana, “Neden olmasın ki?” derim.
Birkaç yıl önceydi; yeğenim Aslı resim yapıyordu. O zamanlar henüz yedi sekiz yaşlarındaydı. Resmi bitince bana dönüp, “Hala, nasıl olmuş?” diye sordu. Baktığımda gökkuşağının tüm renklerinden oluşan büyüleyici bir manzara gördüm. Ona gülümseyip ne resmettiğini sorduğumda cevabına bayılmıştım: Meğer bir “gökkuşağı çölü” yapmış. Hani Picasso diyor ya, “Her çocuk bir ressamdır.” İşte o çocuksu ilhamı görmek ve ona tanıklık etmek benim için harika bir hediye olmuştu. O anı zihnimdeki arşivin en nadide yerine kaldırmıştım. İşte tuvaldeki pembe çöl, yıllar sonra Aslı’nın o saf hayal gücünden çıkıp geldi.
Son olarak esere beyaz ve üzerindeki fıstık yeşili detayları işledim. Bu, turuncunun aşkını pembeye akıtma şekliydi. “Neden beyaz ve fıstık yeşili?” dersen, güzel elbiseli kadını hatırlarsın. Çanta ve ayakkabısında bu renkler vardı. Her eser bittiğini bana kendi söyler.
Yine karşısına geçip uzandım ve seyretmeye başladım. Çünkü hikâyesi devam eder. İsmini fısıldar.Müziğini duyurur. Hatta bazen kokar, bazen de tadını hissederim.İsmini zaten fısıldamıştı: Çöl Aşıkları.
Eski eserin dokularının yeni eserin içinde nefes alışlarını izlemek büyüleyiciydi.Hiçbir katman kaybolmamıştı. Sadece dönüşmüştü. Bu çölün içinde renkler, kökler ve ışık vardı. Görünmeyen ama hep orada var olan bir yaşam...
Ve müzik kendini duyurdu: Yiruma – River Flows in You.
Eser artık kendini tamamlamıştı. Bana anlatacakları şimdilik bu kadardı. Çünkü zamanla hikâyesinin başka bölümleri de görünür, duyulur olabiliyor.
Hayal Lokomotifi’nden inerken umarım kendini biraz daha hafif hissediyorsundur.
Bu yolculuğa eşlik ettiğin ve kendine zaman ayırdığın için teşekkür ederim.
Bir sonraki yolculukta tekrar görüşünceye kadar,
Mucizeler ve hediyeler sana görünür olsun.
Muğla’dan sevgiler,
Tüm kalbimle.

Aktif Sanat管理团队将先审核您的咨询申请。价格和交付详情将在批准后确认。

评论

撰写审查报告 Log in.

作品放大图